Sindirilmiş Kahveler: Kilosu 1800 dolarlık kahvenin sırrı bir filin bağırsağında mı?

marxology

Yeni Kahvesever
Katılım
30 Nis 2022
Merhabalar, güne kötü bir başlangıç yaptık ne yazık ki. Lakin sizlerle güzel bir makale paylaşmak istiyorum. İyi okumalar.




Öncelikle kahve dünyada yılda 500 milyardan fazla fincanla tüketilen, petrolden sonra piyasa değeri en yüksek ikinci emtia. Bu çalışma, nitelikli kahvelerin en sıra dışı kategorisine, yani çekirdeklerin bir hayvanın sindirim sisteminden geçirilerek fermente edildiği "sindirilmiş kahvelere" odaklanıyor. Bu kahvelerin pahalı olmasının nedeni sınırlı üretim ve alışılmadık işleme yöntemi; aynı zaman bu durum hayvan istismarına ve sahteciliğe de kapı aralıyor. Makale, Raveendran & Murthy adlı iki yazar tarafından 2022 yılında Critical Reviews in Food Science and Nutrition dergisinde yayınlanmış.


Öne çıkan türler birkaç türü sıralayalım:

Kopi Luwak (misk kedisi kahvesi): En bilineni. Endonezya'da misk kedisinin (Asian palm civet) yediği kahve kirazları, yaklaşık 12 saatlik sindirimle fermente oluyor; dışkıyla atılan çekirdekler toplanıp temizleniyor. Fincanı 35-80 dolara, çekirdeği kilosu 200-400 dolara kadar satılıyor. Sindirim sırasında kafein ve protein içeriği düşüyor; proteinlerin parçalanmasıyla açığa çıkan kısa peptitler ve serbest amino asitler kahveye kendine özgü, daha az acı bir tat veriyor.

Black Ivory (fil dışkısı kahvesi): Tayland'da fillerin sindirdiği Arabica çekirdeklerinden üretiliyor (sindirim 12-70 saat sürüyor). Kilosu 1800 dolar; 1 kg kahve için yaklaşık 33 kg çekirdek gerekiyor. Geleneksel kahveye kıyasla toplam fenol, flavonoid ve tanen içeriği ile antioksidan aktivitesi daha yüksek.

Jacu kahvesi: Brezilya'da Jacu kuşunun yediği kirazlardan elde edilen, yeni yükselen bir tür (kilosu yaklaşık 112 dolar).

Maymun parşömen kahvesi: Hindistan ve Tayvan'da maymunların kirazların etini emip çekirdeği tükürmesi/atmasıyla oluşan, az araştırılmış bir tür.


Meselenin bilimsel boyutuna geçelim.
Fermantasyonu sağlayan bağırsak mikropları (özellikle laktik asit bakterileri, Enterobacteriaceae ve misk kedisinde baskın çıkan Gluconobacter türleri) incelenmiş. Bu mikroplar protein ve pektini parçalayarak tadı şekillendiriyormuş. Yüksek fiyat ve talep nedeniyle yapay Kopi Luwak üretimi (biyoreaktör, enzim ve mikrobiyal kültürlerle) de denenmekteymiş. Ayrıca sahteyi gerçeğinden ayırmak için görünür spektroskopi, elektronik burun (E-nose), GC-MS gibi yöntemler kullanılıyor. Anlayacağınız, fiyat bu denli pahalı olunca, bu kahvelerin sahtelerinin de piyasada at koşturması normal.

Bu kahvelerin "balıksı" ve "fındıksı" kokusu bir dezavantaj olarak görülmüş. En önemli sorun ise elbette etik: artan talep, misk kedilerinin esarette yetiştirilmesine ve kötü muameleye yol açıyor. Üstelik bu kahvelerin kimyası ve duyusal profili üzerine bilimsel veri hâlâ çok sınırlı, kalite kontrol ve sahtecilikle mücadele yöntemleri yetersiz.


Peki nitelikli kahvenin hayvan bağırsağından geçmesinin bir espirisi var mı?


Kopi Luwak tarafında en net değişiklik proteinlerin sindirim enzimleriyle kısmen parçalanmasının etkisi. Bu, kısa peptitlere ve serbest amino asitlere yol açıyormuş; düşen protein/peptit seviyesi de acılığın azalmasının sebebi olarak gösteriliyor. Yani "daha az acı, daha yumuşak" iddiasının arkasında somut bir bilimsel mekanizma var.

Ayrıca kafein bir miktar düşüyor, lipid içeriği artıyor (makale bunu "daha lezzetli tat" ile ilişkilendiriyor) ve sitrik asit ile malik asit Kopi Luwak'ın kimyasal "parmak izi" olarak tanımlanıyor. Çekirdeğin fiziksel yapısı da değişiyor: yüzeyi sindirim sırasında soyularak pürüzsüzleşiyor, mikro-çukurlaşmalar oluşuyor, rengi koyulaşıyor.


Fil dışkısı kahvesinde (Black Ivory) farklı bir tablo var: aslında geleneksel kahveyle aynı 78 uçucu bileşiği içeriyormuş, yani sindirimin tamamen yeni aromatik bileşikler yarattığı söylenemiyor; fark, bileşiklerin oranlarında. Buna karşılık toplam fenol, flavonoid, tanen içeriği ve antioksidan aktivitesi geleneksel işlemeye göre belirgin biçimde daha yüksek çıkmış.

Ama burada önemli bir nüans var: Bu farkların bir kısmı kahveyi "daha iyi" değil, sadece "farklı" yapıyor. Makale, sindirilmiş kahvelerin "balıksı" ve "fındıksı" kokusunu açıkça bir dezavantaj/kusur olarak sayıyor. Yani aynı süreç hem yumuşak tadı hem de bazılarının hoşlanmayacağı kokuları üretiyor.


Makale baştan sona bu alandaki bilimsel verinin çok sınırlı olduğunu vurguluyor. Detay isteyen için linki bırakıyorum:
 

PisMoruk

Tebrikler - Rütbeni Kendin Seç?
Katılım
5 May 2024
Amaaan...🤣😁
En büyük derdimiz bu olsun.

Ben de sağlık vs. bir şey var sandım. Altı üstü fado fuetbol fiesta (fatima da denir). Boş verin, kumda oynasınlar. Eşkide "hukukta, ekonomide, insan haklarında, özgürlük endeksinde de aynı yerde değil miyiz bunun nesine şaşırdınız" diye yazılmış; neden turnuvanın kırk yedincisiyiz minvalinde açılan bir başlığa. Yalan değil.

Konuya gelirsek; Kopi luvak, adı var kendi yok bir kahve. Gerçek, doğadan toplanan luvak, yılda 150-170kg arasında falan çıkar bu gezegende ve tamamını japonlar alır. Yani fincanını 80-100 dolara içmek, çekirdeği 400-500 dolara bulmak hikaye. Çiftlik luvakı onlar. Esaret altındaki hayvanlardan üretilen ile gerçeği arasında ise dünya fark varmış ki çok mantıklı. Esaret altındaki hayvanlara sadece kahve kirazı verilirken, doğadakiler ne bulursa yiyor, diyetleri farklı, yaşadıkları stres farklı, gördükleri güneş bile farklı. Ne kadar param olursa olsun, sanırım gerçek luvak kahvesine erişimim olmayacak şu caponlar piyasayı bu şekilde makasa almışken. Yakuza ile uğraşamam, içmeyiviririm olur biter.

Ivory; esaret altında kemirgen yetiştirmek ile fil yetiştirmek bambaşka şeyler. Fil işini beceremedikleri için, peşlerinden 💩 eşelemek dışında başka şansları yok sanırsam. O yüzden değil 400, 100-200 dolara bile luvak satılırken, bunun kilosu 2000 dolarları buluyor. Eeee işçilik var.

Diğerleri; yorum yapmayayım, araştırmadım. Maymun işinde biraz ÇeÇe birası mantığı var gibi gibi.

Tüm bu foseptik ve ÇeÇe birası kılıklı çekirdeklerin ortak noktası: insan faktörü dışında yapısı değiştirilerek işlenmiş ve değiştirilmiş olmaları. Yani çekirdeği hasat edip genel yapıyı değiştirmeden işler ve kavurursan, standart kahve elde edersin. Son 20 yılda sıkılan insanoğlu, belki de bu hayvanat takımından feyz alıp, standardın dışında çeşitli şekillerde fermantasyon, maserasyon, ve vesair işlemleriyle çekirdeğin zaten kimliğini değiştirmekte.

İyi mi, kötü mü bu ayrı tartışma konusu. Milletin derdi farklıyı yaratabilmek. Bunların bazısı güzel, bazısı kötü oluyor. İnfüzesi, karboniği, fermentesi; almıyor muyuz? E alıyoruz.

Bold yazdığınız cümleler zaten son noktayı koymuş. Mesele ağız tadı ile kahve içmek mi yoksa "farklı görünme" çabası mı?

Yalnız şu var: Büyük çoğunluk "öğğğk" derken, ben brokoli ve kapuska için yatıya giderim. Bu örnek bağlamında, eşelenmiş fil 💩u kahvesi için aynı hisleri besleyen birine de saygı duymak, sevmediği halde, sadece statü ve gösteriş için içenin ağzına ağzına da 💩lu hela terliği ile vurmak gerekir. Eyyorlamam bu kadardır. Saygılarımla, arz ederim.
 
Üst